01 Ocak 2010


sonsuzluğa sürüklenirken bakıyoruz hayatımızın karanlığa gömülüşüne. seyircileriyiz sadece yaşadığımız hayatın. ölümsüzlüğü arıyoruz ama nafile. sadece zamanın anlamını verebilen ve zamanı geçince hatırlanmayan sözcükler kuruyoruz.

tek dokunabildiklerimiz yanlızlığımızda sadece kendi ellerimiz.. ve kendi ayaklarımızla koşuyoruz sonumuza. sadece istemediğimiz ve habersizce geldiğimiz ve noktası konacak bir tek ölüm hayat. hatalarımızın doğurduğu sonuçlar ve doğmadan yapılmış hatalar yanlızlığımızda hatırladıklarımız. aslında hatırlamasak aklımıza bile gelmezlerdi.

ve anne baba arasındaki aşkta olmasaydı beklide bir hiçtik.

sadece kendimizi büyütebilecek bir aşkla yaşamaktı hayatı, aşkı bir savaş yada strateji oyunlarına benzetip kendimizi kandırmak değildi. aşk iki cins arsında ki savaş sayılsaydı , biz o aşkın bombaları olurduk belkide. ve her sözümüz yakardı yıkardı. işte o zaman insanlığa sıkılmış lanetli birer terör kurşunu olurduk . anne ve babalarımızın birbirlerine verdikleri güvenin temsilcisiyiz. ve güvenecek eller aramak için kullanıyoruz kalbimizi, bazen kendi fırtınalarımızın nice başka hayatları etkilediği bir tusunamide oluyor aşk. aşk acıtmayı ihmal etmez. acıdan hep kaçarız fakat bizi büyüten acılarımızdır. tek istediğimiz anlaşılmak bir kişinin gözünde. insanların gözlerindeki doyumsuzluk köreltti aşkı belkide. herşeyi doğasından alıkoymakmış insanın görevi nasılsa. sadece olanla değil olmayanın

da olması ve aşkı bir oyun gibi görüp herkesi dahil etmeleriydi bu oyuna. oyun artık kaçınılmaz bir savaş oluyor,

herkes saklanıyor, yara almak için ve vurulmaktan korkuyor .hasta bakıcıları kim olacak sonra, bu kadar kırık kalbin parçalarını kim toparlayabilecek?bunu düşünüyor herkes.

aşk herkezin kusursuz olmak istediği bir oyun…

anıl k.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder