31 Ocak 2011

MARIO DE SA-CARNEİRO YA MEKTUP

MARIO DE SA-CARNEİRO YA MEKTUP
Bugün size bu satırları duygusal bir ihtiyaçtan ötürü, sizinle karşılıklı konuşabilmek için yanıp tutuştuğum için yazıyorum. Kolayca tahmin edebileceğiniz gibi, söylenecek hiçbir şeyim yok. Dipsiz bir bunalımdayım bu gün- hepsi bu. Sözlerimin saçmalığı halime tercuman olsun.
Asla geleceğe sahip olmamış olduğum günlerden birindeyim .Karşımdayalnızca , bir sıkıntı duvarıyla kuşatılmış, taş kesilmiş bir şimdi var. Irmağın karşı kıyısı, karşı kıyıda bulunduğuna göre, asla bu taraftali kıyı değil; çektiğm acıların tek nedeni de bu. Nice limanlara yanaşacak gemiler var elbette, ama hiç biri hayatın ızdırap vermez olduğu limana varmayacak, herşeyi unutabileceğimiz bir rıhtım da yok.üstünden çok zaman geçti bunların, ama benim hüznüm hepsinden eski.
Ruhum bu haldeyken, hayatın hırpaladığı dertli bir çocuk olduğumu bedenimin tüm bilinciyle hissediyorum. Bir köşeye atılmışım, oyunlar oynayan başka çocukların sesini duyuyorum. Ddalga geçer gibi verdikleri kırık, teneke oyuncağı sımsıkı kavrıyorum. Bu gün 14 mayıs, saat akşam dokuzu on geçe, hayatımın bütün tadı bütün değeriişte bundan ibaret.
Tutsaklığımın sessiz penceresinden gördüğüm bahçede salıncaklar dalların üzerine aşırtılmış, şimdi öylece sarkıyor;en tepeye dolanmışlar; yani, firar ettğimi düşleyecek olsam , zamanı aşmak için güvenebileceğim salıncaklarım bile yok.
Şu an, edebiyatı bir kenara bırakacak olursak, ruh halim aşağı yukarı böyle işte.denizci’ deki karakterlerden biri gibiyim, gözlerim ağlamayı düşünmekten yanıyor. Hayat fısır fısır,yudum yududm,dura dura canımı yakıyor.Tüm bunlar, cildi şimdiden dağılmaya yüz tutmuş bir kitaba küçücük harflerle basılmış.
Bu satırları size değil de bir başkasına yazıyor olsaydım, dostum, mektubumun samimiyetine , aralarında isterikçe bir bağ olan bunca şeyin, hayatım olarak hissettğim şeyden bir anda,kendiliğnden fışkırıverdiğine yemin etsem zor inanırlardı. Ama siz, bu sahnelenmesi imkansız trajedinin burası ve şimdi ile ağzına kadar dolu, elle tutulur bir gerçekçilik olduğunu ,yapraklar nasıl yeşerirse, bunun da benim ruhumda öyle cereyan ettğini anlayabilirsiniz.
Prens, işte bu yüzden hiç saltanat sürmedi. Saçma sapan bir cümle bu. Ne var ki saçama cümleler, insanda hüngür hüngür ağlama isteği uyandırabilirmiş meğer.
Mektubu yarın postaya veremezsem muhtemelen bir daha okurum ve içinden bazı yerleri ve bazı ifadeleri benim huzursuzluğun kitabı na almak için daktiloya çekerek oyalanırım. Ama bunu düşünmek şu an mektubu yazarkenki samimiyetimi de, samimiyeti acı verici, kaçınılmaz bir duygu olarak hissetmemi de zedelemiyor.
Son havadisler bunlar. Almanya ile savaş çıkabirlir bir de, ama acı denen illet zaten çoktan musallat olmuştu insanlara. Hayatın öbür yakasunda, bir karikatürün alt yazısı gibi kalır herhalde savaş.
Tam olarak delilik sayılmaz bu halim, ama delirenler herhalde kendilerine acı veren şeye teslim oluyordur, ruhundaki sıkıntılardan yavaş yacaş zevk almayı öğreniyordur- hissettiklerim de buna pek uzak sayılmaz doğrusu.
Hissetmek ne renktir acaba?sizi binlerce kez kucaklıyorum, kalbim sizinle, daima sizinle.


Fernando PESSOA (huzursuzluğun kitabı)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder